Sayın Meslekdaşlarım,
Türk-İtalyan dostluk hâlesinin seçkin katılımcıları,
Değerli basın mensupları,
Türkiye ve İtalya arasındaki diplomatik ilişkilerin 150. yılında sizlere hitap edebilme ayrıcalığına sahip olmaktan duyduğum kıvancı ve mutluluğu öncelikle ifade etmek istiyorum.
Türk-İtalyan Forumu, iki ülke halkları arasında yarattığı kaynaşma, anlayış birliği ve sıcak duygular ile artık ortak bir dostluk ailesi oluşturmaktadır. Bu ortamın yaratılmasında ve sürdürülmesinde katkısı olan herkesi candan kutlamak isterim.
Değerli Dostlarım,
Bugünkü Avrupa’nın siyasal ve kültürel kimliğinin oluşmasında Akdeniz Havzası’nın ve Roma İmparatorluğu’nun belirleyici bir payı olmuştur. Tarihte, Türkiye ve İtalya, Roma İmparatorluğu’nun başkentlerini barındırmış, böylece Roma İmparatorluk gelenekleri ve Roma Hukuku ilkelerinin Avrupa’da yerleşmesinde rol oynamışlardır.
“Bütün yollar İstanbul’dan çıkar, ancak bütün yollar Roma’ya varır.” şeklinde Roma devrinde kullanılan bir halk deyişi, ortak mirasımızı yansıttığı kadar Avrupa coğrafyasının iskeletinin Doğu’dan Batı’ya nasıl uzandığını ortaya koymaktadır.
Bu ortak mirasın temelinde, farklılıkları kucaklama ve ortak değerlerde kaynaşma felsefesi yatmaktadır. Türkiye ve İtalya bugün de bu değerlerin bekçiliğini yapmaktadırlar. Gerek tarih boyunca gerek günümüzde Avrupa’nın güney doğusunda Batı dünyası ile İslam aleminin buluşma noktalarında yer alan ülkelerimiz, farklılıkların kültürler arası çatışmaya yol açmasını önlemek bakımından oynayabilecekleri özel bir rolün sahibidirler.
Çağdaş değerler olarak anılan, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi kavramların sadece batıya özgü olmadığı; aslında köklerini İslam aleminde de bulabileceğimiz bu değerlerin bu geniş coğrafyada bugünkü manâda da benimsenebileceği; insanlığın tarih boyunca geliştirdiği medeniyetin tek bir kültüre veya dine ait olmadığı; bilakis, farklı kültür ve toplumların özgün katkılarıyla gelişimini sürdürdüğü gerçeği, bizlerin katkılarıyla daha geniş kabul görecektir.
Türkiye’nin İspanya ile eş sunuculuğunu yaptığı Medeniyetler İttifakı Girişimi bu yöndeki çabalara ayrıca önemli bir katkı sağlamaktadır. İtalya’nın bu girişime verdiği desteğin, ülkelerimiz arasındaki yakın işbirliğinin önemli bir diğer boyutunu oluşturması bakımından ayrı bir anlamı vardır. Ülkelerimiz ayrıca, G-8 Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika girişimi bünyesinde kurulmuş bulunan Demokrasi Yardım Diyaloğu çerçevesinde de öncü roller üstlenmiş bulunmaktadırlar.
Gerçekten, Akdeniz Havzası kültürlerin kesişme noktasıdır ve istikrar içinde olduğu dönemlerde, dünya medeniyetine çeşitlilik ve hoşgörü değerlerini esas alan kalıcı katkılarda bulunmuştur.
Ne var ki, Akdeniz, güven ortamının zayıflığı, bölge ülkelerinin kırılgan iç siyasi yapıları, farklı ekonomik gelişmişlik düzeyleri gibi nedenlere bağlı olarak bunalımların yaşandığı ve bölgesel işbirliğinin yeterince gelişemediği bir bölgedir. Türkiye, tıpkı İtalya gibi Avrupalı olmanın yanısıra Akdeniz kültürünün de asli bir unsurudur. Bu itibarla, Akdeniz’i daha ileri bir istikrar ve işbirliği denizi haline dönüştürmek hepimizin görevidir. Bu anlayışla, Türkiye, Barcelona Süreci, Akdeniz Forumu, NATO’nun Akdeniz Diyaloğu Girişimi gibi bölgesel işbirliği çerçevelerinin güçlendirilmesine önem atfetmektedir.
Değerli Dostlarım,
Günümüzde de Türkiye ve İtalya iki ortak, dost ve müttefik ülkedir. Tarihi bağlarımızın yanısıra paylaştığımız ortak insani ve demokratik değerler, stratejik konumlarına bağlı olarak geliştirdikleri Akdeniz vizyonu, AB’nin geleceğine dair benzer yaklaşımlar ve Transatlantik ilişkilere atfettiğimiz önem, modern ilişkilerimizin zeminini kuvvetlendirmektedir.
Bu çerçevede, İtalya’nın Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği geleneksel destek için teşekkür etmek isterim. Gerçekten, Rönesans ve Aydınlanma çağlarının değerlerine dayanan bir Avrupa’nın, diğer kültürleri dışlamak yerine, bunların ışık ve renklerini içine almasına izin vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada, Türkiye’nin önemli katkılar sağlayacağı açıktır. Türkiye ve İtalya’nın tarihi tecrübeleri, bizim çeşitlilik ve hoşgörüyü zenginlik olarak algılamamızı sağlamaktadır. Bu tecrübemiz şimdi Genişleyen AB’nin ortak amaçlarına katkı sağlamalıdır.
Aslında Türkiye tarih boyunca Avrupa siyasi coğrafyasının belirleyici bir aktörü olmuştur. Doğrusu, Osmanlı tarihi bilinmeden Avrupa tarihi yazılamaz. Bu ve diğer birçok nedenle Türkiye’yi AB’den dışlamak isteyen çevrelerin bu coğrafyanın tarihsel dinamiğini durdurma şansları olmadığına inanıyorum.
Türkiye’nin AB üyeliği ekonomik, siyasi ve güvenlik açılarından Avrupa’ya stratejik derinlik kazandıracaktır. Böylece, demokrasi, iyi yönetişim, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı gibi AB felsefesinin özünü oluşturan değerler Türkiye’yi çevreleyen bölgelere yansıtılabilecektir.
Diğer taraftan, küresel dengelerde AB’nin ekonomik ve siyasal anlamda stratejik bir güç haline dönüşmesini esas alan bir vizyon üstlenememesi Avrupa’nın dünya siyasetinde etkisinin ve sesinin giderek zayıflamasına yol açabilecektir. İtalya’nın bu geniş stratejik vizyona sahip olduğunu ve Türkiye’nin AB üyeliğine bu perspektiften de baktığını düşünmekteyiz.
AB’ye üyelik sürecinde Kopenhag kriterlerinden kaynaklanan yükümlülüklerimizi sessiz devrim olarak nitelendirilen reformlarla sürdürmekte kararlıyız. Üyelik müzakere sürecimizin uzun ve güçlüklerle dolu bir yol olduğunun bilincindeyiz. Ancak, bu yolun başarıyla sonuçlanacağından da eminiz.
Değerli Katılımcılar,
Şimdi, AB içinde de önem kazanmakta olan bir konuyu kısaca ele almak istiyorum. Türkiye Kuzey-Güney, Doğu-Batı eksenli enerji koridorlarının kesişme noktasında yer almaktadır. Türkiye, Avrasya, Hazar ve Ortadoğu bölgelerinden Avrupa’ya ve dünyaya petrol ve doğla gazın sevkiyatında kilit ülke konumundadır. Bu durum, Türk-İtalyan ilişkilerine enerji boyutunun da eklenmesini sağlamıştır.
Rus doğal gazının Karadeniz’in altından Türkiye’ye taşıyan Mavi Akım Doğal Gaz Hattı İtalya’nın katkıları ile hayata geçirilmiştir.
Samsun-Ceyhan By-Pass Petrol Boru Hattı projesi de Türkiye ve İtalya’nın önümüzdeki dönemde işbirliğine gitmekte oldukları projelerden bir diğeridir. Sözkonusu proje için bir Türk şirketi ile Mavi Akım’da da birlikte çalışan İtalyan firması ENI’nin işbirliği memnuniyet vericidir.
Bunların dışında Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı’ndaki işbirliğimiz de projenin tamamlanmasıyla bir başarı öyküsü haline gelmiştir. BTC Hattı’ndaki ilk petrol Mayıs ayı sonunda tankere yüklenmiş ve ardından İtalya’ya nakledilmiştir.
Enerji alanında işbirliğimiz, Güney Avrupa Gaz Ringi çerçevesinde de sürmektedir. Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğal Gaz Enterkonnektörü ile Hazar doğal gazı ilk defa Rusya dışındaki bir ülke üzerinden Avrupa’ya ulaşacaktır.
Ortaklaşa gerçekleştirilmekte olan tüm bu projeler, Avrupa enerji arz kaynaklarının ve güzergahlarının çeşitlendirilmesine ve Avrupa enerji arz güvenliğinde, Türk-İtalyan işbirliğinin stratejik düzeyde önem kazanmaya başladığını göstermektedir.
Değerli Katılımcılar,
Anadolu ve Küçük Asya, tarih içinde bugünün modern Türkiyesi’ne dönüşürken, İtalya yarımadasındaki devletler ve halklarla sürekli etkileşim içinde olmuştur. Bu etkileşimin siyasi, ekonomik, kültürel ve felsefi boyutları bulunmaktadır.
Gerçekten de, Avrupa kıtasının ve Akdeniz’in stratejik noktalarında yer alan ülkelerimiz arasındaki ilişkiler, modern anlamda diplomatik ilişkilerin kurulmasından çok daha uzun bir geçmişe sahiptir.
Venedik, Cenova ve Pisa gibi şehir devletlerinin Doğu Akdeniz’de ticari koloniler kurmalarıyla bu karşılıklı etkileşim yoğunlaşmıştır. İstanbul gibi önemli liman kentlerinden ve Anadolu’dan Avrupa’ya ticaret yapanlar da esas itibariyle İtalyanlar olmuştur. Bu ticari ilişkiler sayesinde Osmanlı İmparatorluğu Avrupa ekonomileri ile entegre olurken, bu şehirler belki de Avrupa’nın ilk serbest ticaret modellerini oluşturmuştur.
Ortaçağ bağnazlığını yıkarak Avrupa’da kültürel ve entellektüel uyanışı ortaya çıkaran Aydınlanma Çağı Osmanlı sanat ve kültür yaşamını da etkilemiştir. Venedik’i Rönesansın merkezlerinden biri haline getiren sanatçılardan ünlü İtalyan ressam Bellini’nin yaptığı Fatih Sultan Mehmet Portresi, aynı denizin kuzey kıyılarında yer alan ülkelerimiz ve halklarımız arasındaki kültürel ilişkilerin anlamlı bir simgesini oluşturmaktadır. Bu vesileyle, İstanbul’da 1894 depreminden sonra başlatılan yeniden inşa faaliyetleri sırasında paha biçilmez değerde eserler ve binalar yaratan ve İstanbul’un mimari dokusunun oluşmasında ebedi bir yer kazanan İtalyan mimar D’Aronco’yu saygıyla anmak istiyorum. Bu büyük sanatçının eserlerini konu alan bir serginin bu ay içinde “İstanbul Kültür Araştırmaları Enstitüsü” tarafından düzenlendiğini bilgilerinize sunmaktan memnuniyet duyuyorum.
Değerli Katılımcılar,
İkili düzeyde mükemmel seyreden ilişkilerimiz, aynı zamanda uluslararası alandaki işbirliğimizin ve birbirimize sağladığımız desteğin de temelini oluşturmaktadır. Siyasi ilişkilerimizin ulaştığı bu düzey kültürel, ticari ve ekonomik işbirliğine de yansımaktadır.
İtalya Cumhurbaşkanı Sayın Ciampi’nin ülkemizi ziyaretiyle başlamış olan diplomatik ilişkilerimizin 150’nci yılı kutlamaları, Sayın Cumhurbaşkanımızın gelecek sene başında İtalya’yı ziyaretiyle son bulacaktır. Böylece, derin, köklü ve gelecek için büyük potansiyel vaadeden ikili ilişkilerimize yakışan bir kutlamayı tamamlamış olacağız.
İtalya ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz, özellikle Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği’ne girmesi ile parlak bir tablo sergilemektedir. İkili ticaretimiz artmaktadır. İtalya’nın Türkiye’deki doğrudan yatırımlarındaki artış sürmektedir. Hükümetimiz Türkiye’de reel sektörün gelişmesine katkı oluşturan doğrudan yatırımlara sağlanan teşvik politikalarını sürdürmekte kararlıdır. Savunma sanayiinde de İtalya’nın büyük şirketleri Türkiye’ye büyük miktarlarda yatırım öngörmektedir. Böylece, ilişkilerimize yeni bir boyut kazandırılmış olacaktır.
Bu vesileyle, Türk ve İtalyan işadamlarının sadece ikili düzeyde değil, üçüncü ülkelere yönelik olarak işbirliği projeleri oluşturmalarını beklediğimizi de ifade etmek isterim. Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Ortadoğu ve Akdeniz bölgelerinde bazı güçlüklerin devam etmesine karşın, giderek liberalleşen ekonomik ortamın böyle bir işbirliği için değerli imkanlar sunabileceğini düşünüyorum.
Değerli Dostlarım,
Bütün demokrasilerde olduğu gibi, Türkiye-İtalya ikili ilişkilerinin de nihai belirleyicisi, halkların birbirini karşılıklı olarak ne şekilde algıladığıdır. Bu çerçevede, özellikle parlamentolar arası ilişkilerin ve halkların temsilcileri olan milletvekillerimizin karşılıklı temaslarının önemini vurgulamak isterim. İtalyan Parlamentosu’nun Temsilciler Meclisi’nde bir İşbirliği Grubu kurulmasından ve yakın bir gelecekte hem Temsilciler Meclisi hem Senato’da bir Dostluk Grubu oluşturulması yönündeki çalışmalardan memnuniyet duymaktayım.
Bütün bu olumlu tabloya rağmen, kültürel ilişkilerimizde önemli eksiklikler olduğuna değinmeden geçemeyeceğim. İtalya, Türkiye’de iyi tanınmaktadır. İtalyan kültürü ve diline ülkemizde belirgin bir ilgi söz konusudur. Buna karşılık, Türkiye’nin İtalya’da aynı konumda olduğunu söylemek güçtür. Kamuoyunda, ülkemizle ilgili önemli bir bilgi açığı bulunmaktadır. Bunun, bir ölçüde bizden kaynaklanan eksikliklere, bir ölçüde ise başka nedenlere dayandığının bilincindeyiz. Bu eksikliklerin giderilmesi için birlikte çalışmalıyız.
İki Cumhurbaşkanı tarafından İtalya Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda açılması öngörülen “Anadolu’da 7000 Yıllık Medeniyet” temalı serginin, bu alanda önemli bir adım olmasını diliyorum.
Değerli Dostlarım,
Her iki tarafın sivil toplum, basın, parlamento temsilcileri ile düşünce önderleri ve iş çevreleri arasında samimi bir diyalog çerçevesi oluşturan Türk-İtalyan Forumu’nun devamlılık arzetmesini diliyorum.
Gelecek yıl sizleri IV. Türk-İtalyan Forumu vesilesiyle Türkiye’de ağırlamaktan duyacağımız mutluluk ve onuru ifade ederim.
Teşekkürlerimle.
|